Basından

Orhan Veli Alıcı, “Ejma’nın Rüyası, Tanrıların Tahtını Yıkmış Zalimlerin Masalıdır”

 

 

 


 

Orhan Veli Alıcı

 

 

Haydar Karataş’ın “Gece Kelebeği” ve “On İki Dağın Sırrı”ndan sonra kaleme aldığı ilk öykü çalışması olan “Ejma'nın Rüyası” oldukça şiirsel ve duygu yüklü bir eser. Bazı öykü kitaplarında yer alan öykülerine de yer verilmiş. Ara ara geçmişi dile getirirken yazarın kuzeni olan üniversite arkadaşımın babası da söze karışıyor. Lakabı Biber Mehmet. Ejma’nın Rüyası’nda Biber Mehmet’i tanıyacaksınızdır. Onu en son 2004’te, toprağa sırt vermeden kısa bir süre evvel İstanbul Kumkapı’da görmüştüm. Yazarın anlattığı olayların yükünü taşımaktan bitap düşmüştü. Günler sonra kanatlanıp hakikate kavuştuğunu işittim. Biber Mehmet’in yüzündeki her bir kırışıklık, ses tonu ve gözlerindeki puslu aydınlık beni öyle bir tesir altına almıştı ki! Dayanamayıp “Sürgün Bakışlı Çocuk” öyküsünü yazmıştım. Yıllar sonra bu öykü “Zümrüt Kelebeği” adlı kitabımda yer aldı. Velhasıl okunası bir eser Ejma’nın Rüyası…

***

İlk öyküsü Pepug Kuşu. Bilinenin aksine kurgusu farklıdır. Kardeşin kardeşe inanamadığı; ama acısını da unutamadığı toprakların hikâyesidir Pepug. Bir dervişin sazında büyümüş, gerçeğe kanat çırpmıştır Pepug...

Yazar, çocukluğunda kendinden yaşça büyüklerin ormanda bulduğu  iki ayı yavrusunu alarak köye getirilişini ve Elazığ’a satılmak üzere götürülüşünü de anlatır. Evladını yitiren anne ayının bu olaydan sonra köyün tepesine çıkıp her gün ağlamasını da... 

Öte yandan Anadolu’nun değer yargılarını, tarihini ve kültürlerin başkalaşmasını “Anadolu Sentezi” söylemi kapsamında çok uzaklarda yaşasa da Haydar Karataş’ın kaleminde bulabilmek mümkündür. Hızır söylencesine çocukluğundan beri vakıf olan biri nasıl yüreğimizi titretmesin, tüylerimizi diken diken etmesin!

Haydar Karataş sormaktadır, 

“Hayal ölürse insan yaşar mı?”

“Ama unutma, bütün fikirler, mutluluklar sessizlikte mayalanmıştır. Hani derler ya mutluluk mutluluk olmadan evvel hayalden ibaretti” diye.

Haydar Karataş, “Yedinci Mezar Taşı” öyküsünde ta Bulgaristan’ın Vidin şehrine sürgün götürülen Dersimlileri, onların ardında bıraktıkları dramı mistik hikayeler, ölmekte olan gelenekler eşliğinde anlatır ve bu son cümleye bağlar: “İşte odur budur, tanrıların tahtını insanlar aldı. Ama zalimliği ekleyerek...” Velhasıl Ejma’nın Rüyası Tanrının tahtını yıkmış zalim insanların hikâyesidir...

Ejma’nın Rüyasından bir alıntı ile bitiriyorum kelamı… Yürek okşayıp, zihin deryasında aşılmaz sorular soran…

 

 “Ey Tanrım biraz günışığı ver bana, biraz yağmur! Bir adam gördüm içindeki canavarı bağlamış ardı sıra sürüklüyordu. Yanına gittim, "Amca," dedim. Duymadı. Daha yüksek sesle seslendim, "Amca nereye götürüyorsun bu vahşi yaratığı?" Dedi, "Evlat, çok öfkelendi. Masalcıya götürüyorum, biraz hikâye anlatsın, dinsin. Uyutmuyor geceleri..." Ağzım açık arkadan bakakaldım ve ne mutlu dedim ne mutlu içindeki canavarı görebilene, ilacını bilene ne mutlu...”

 

 

 Orhan Veli Alıcı hakkında kısa bilgi

 1982 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde ve İktisat Fakültesi'nde lisans, Marmara Üniversitesi Kamu Hukuku bölümünde yüksek lisans, İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde de doktora eğitimini tamamladı.

Romanları; Dervişin Sırrı, EşkıyAşk ve Mülteci isimli romanları yayımlanmıştır.

Öyküleri: Zümrüt Kelebeği

 

 

 

http://www.milliyet.com.tr/bir-anadolu-oykusu--zumrut-kelebegi-pembenar-detay-kultursanat-1954395/

Etiketler:       

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş