Makaleler

Dersimle Kongresi'ne, Tanrılar Artık Kitap Yazmıyor!

 

    Tanrılar artık kitap yazmıyor

    Ulus inşa etme hayalleri felaketlerle sonuçlandı, 

    Dersim'de beklediğiniz o devrim otobüsünü soruyorsanız,

    beklemeyin, 

    Önümden geçip gitti,

    gördüm.

    Çocuktum koştum, nefes nefese kaldım, bağırdım duymadı.

   Yenisini bekliyorum, 

   Umarım gelecek bu otobüs Dersim'e de uğrar, 

   Ama sizler otobüsleri yakıyorsunuz be birader.

   Bırakın insan insana kavuşsun, el atın, madene inin,

   tarlanızı süsleyin.

   Böyle kavga tezleri yazarsanız,

   duymazsınız uğultusunu bu dünyanın, 

   Geçip gider insanlığın son otobüsü...

    inanın bana tanrılar artık kitap yazmıyor...

                                                                                                                                                                                    

                                       

 İkinci Yazı

 

 

 

 

Bir arkadaşımın gönderisiyle haberim olmuştu. Barış görüşmelerinden bu günlere dönmenin arifesinde, Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünde konuşuyordu. Laf aramızda, elinde modülü Dersim Milletvekilini önüne katmış dürtüyordu.

 

“Aslanım ben senin mütahitliğini de bilirim,” duyırd, “iş yapmak için dağdakilere nasıl yalvar yakar olduğunu da (yani haraç verdiğini demek istiyor),”

Sırrı bey, güçler arasında süren bu kavgada ‘aracılık’ rolünü biraz nüfuz kurma yönünde kullansa da, sadece iyi bir sanatçı değil, sahiden de iyi de bir hatiptir.

CHP’nin Dersim vekili ne demişti de; Sırrı Bey onu yaz ortasında önüne katmış buzağı misali kaba etlerini kanatıyordu dersiniz? CHP’li  vekil Dersim’de şiddete karşı miting yapmıştı. Kiminle mi, devletin kolluk güçleriyle. Bir koluna valiyi, öte koluna jandarma komutanını almış, adına da mitingi demiş Tunceli’nin palavra meydanında yürüyüş düzenlemiş. Arkalarında halktan tek bir Allahı’n kulu yok, çünkü değil siyasetçi beş yaşında bir çocuk dahi bilir, devletin bir şiddet unsuru olduğunu. Devlet dünyanın her yerinde bir canavardır. Sürünüzü ondan kollarsanız var olursunuz, hele demokrasi yürüyüşleri dünyanın hiç bir yerinde asla ve asla elinde silah olanla yapılmamıştır. Hem  nerede görülmüştür siyasetçinin polis ve askeri üniformalıyla poz verdiği. Değil Türkiye gibi demokrasisi az gelişmiş ülkelerde, batı demokrasilerinde dahi siyasetçiler üniformalılarla aynı karede görünmek istemez. Polis ve asker demokratik ortamı sağlamakla yükümlüdür, siyasi taraflardan biri değildir. Askeri örgütlemeler emir alır, emir uygularlar, karar alma yetkilerine sahip değildirler. Haliyle demokratik de olamazlar. Aldıkları emirler yanlış bir siyasi irade tarafından verilmişse, sorucu da haliyle yanlış olur. Asker ve polis protesto da edilmez, protestolar siyasi iradeye karşı yapılır. Adı üzerinde emir eri... Bugün onun yarın senin emrine amadedir.

Dahası mı?

Aynı konuşmada Sırrı Bey,  Dersim ile ilgili garip bir hakikati dile getiriyordu. Ki, Sırrı abinin en hoş yanıdır bu. Dersimli müteahhit vekil, dağdakilerin silahlı tehditti nedeniyle, “ben seçim bölgemi gezemiyorum, iş yapamıyoruz, seçmenimle ilişki kuramıyorum,” diyordu...

Sırrı abi buna cevaben,

“Öyle mi, gel, sen nereye gidemiyorsan ben götüreyim. Korkma!” İnsan sanır siyasi meclis değil komedi dükkanı. Biri çıkıp Sırrı abi, sen İmralı’ya gidersin, Kandil’e gidersin, Erdoğan ve MİT Müstearına kadar konumun gereği görüşürsün. Hani çok iyi de yapıyorsun. Ancak ülkemizdeki savaş zaten bu taraflar arasında cereyan etmektedir.  Şimdi AKP’li bir vekil çıkıp “kim cezaevlerinde işkence var diyorsa, gelsin ben götüreyim,” dediğinde ve biz de bu lafa kanıp gittiğimizde işkenceyi görmüş mü olacağız? Sırrı bey, Dersim’de böyle bir tehdit ortamı yok demeye getiriyor. Ancak aynı konuşmada müteahhit beye vekil olmadan evvel iş yapmak için dağdakilere harç ödediğini, sadece ima etmiyor açıktan söylüyordu...

İşte Dersim’in temel sorunu tam da burada başlıyordu.

Evet Dersim’de müteahhitlerin, iş adamlarının gezme özgürlüğü vardır, ancak onlara Sırrı bey gibi bir garantör gereklidir. Köyünüze gitmek için devlet ağası ile dağdaki ağayı görür, ceketinizin düğmelerini iliklerseniz size hayat var.

İş adamıysanız büyük devlet ile küçük devletçiklere vergi vermelisiniz. Ülkemizde devletten vergi kaçırmak bir kültür, ancak dağdakinden kaçıramazsınız, onlar vergiyi kendileri koyar. Dersim’in en çalışkan iş adamı Celal Yaşar kendisine konulan vergileri ödeyemedi diye, otobüsleri ateşe verildi,  fakirleştirildi.

Bu ortamda hangi iş adamı iş yapmak ister? İş adamları tek vergiyi dahi kaldıramazken iki, hatta üç, dört vergi sistemini nasıl kaldıracaklar? Bir yurtta iş adamı olmazsa insan olur mu? Olmaz, göç olur.

Ve en önemlisi Dersim’de iş güvenliği olmadığı gibi, iş sahalarının açılmasına da karşıdırlar. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Lenin’in eleştirdiği Robetcho Diello (umarım doğru yazdım) adında bir Rus komünistler grubu vardır. Lenin’e göre bu grup Marksizm’den sapmaydı. Bu gruplar devrim hızlansın diye köylülerin tarlalarını yakardı, fabrikaları ateşe verirlerdi. Onlara göre, halk yoksul düşünce devrim hızlanıyordu. Dersim Komünizmi bu fikriyattadır, fabrikaya, madene karşıdır. Mülkiyete karşıdırlar Alevi felsefesindeki bir hırka bir lokma önermesine sıkı sıkıya bağlıdırlar. İyi de din adamları dünya malında gözü olmaz manasında söylenmiştir bu. Bu nedenle iş adamına düşman, acımasız vergi yükler. Öyle ki, onların vergisinin  yanında devletin vergisi devede kulaktır...

Bu önemli bir sorundur.

 

Dersim Kongresi, Şiddetin Felsefesini yapmaktadır!

 

Peki Dersim Kongresinin programını yazanlar sizce, iş hanelere, fabrika ve madenlerin işletilmesi için  ne demektedirler, dersiniz? Evet haksızlık yapmayalım, asla zorla iş adamlarından vergi alınsın demiyorlar, ancak garip, sonu felaketle sonuçlanacak bir tezleri var. Sanırsınız Roberço Diello Grubu gibi ortada bir ‘devrimci durum’ var ve devrim hızlansın diye, fakirlik programı yazmışlar. Devrim olsun biz işleriz madenlerimizi!  

Bu on üç maddelik  programın şıklarını tek tek  ele alamam, merak eden vereceğim linkten okusun.

 

Dersim Kongresi, Kalkınma ve Yeni Kürdistan

 

Bu çökertme planının üç temel argümanını dile getirmektedirler.

Birincisi, Dersim’de maden işletmeciliği yapılamaz demektedirler (madde 8). Bu öylesine iddialı bir tezdir ki, adete başka bir devlet kurmuşlar da sömürge devlet gelip yurtlarından madenlerini çalıyormuş inancındalar. Korkunçtur, arkadaşlar sahi siz neyin kafasını yaşıyorsunuz. Medeniyetimiz alet keşfedeli beri madenleri kullanarak bugünlere gelmiştir. Dünyamızda başka bir kalkınma modeli yoktur. Elimizi attığımız kapı kolundan, kulağımıza koyduğumuz cep telefonuna, ocağa koyduğumuz tencereden, sevdiklerimize bizi götüren arabalara kadar bütün bu şeyler maden olmadan olmaz.

Maden olmadan fabrika olmaz, araç bulunmaz, toprakta kara saban yürümez.

Aha siz şunu demek istiyorsunuz, Dersim ayrı bir cumhuriyet, bağımsızlığını elde edinceye kadar madenler işletilemez. Bu mudur demek istediğiniz? Eh hani barış ve şiddet karşıtıydınız, devlet denen canavar tam da bunu duyduğunda canavarlaşır ve bunu dediğiniz an kusura bakmayın gereği olan şeyi yapmak zorundasınız. Yani ulusal kurtuluş hareketi başlatmalısınız. Yeni bir Kürtdistan çıkışı da diyebiliriz buna. Zaten şimdiye kadar Dersim’de silahlı faaliyet yürütenlerin şiddet felsefesini bu oluşturuyor. Başkalarının tezlerini siz kullanınca silahlar gül mü atacak halka. Unutmayın tanrılar artık kitap yazmayalı çok oldu. Ulus inşa etme zamanı kapandı, artık dünya bir tık ötemizde. .Ama derseniz ki, madenler çevre dostu olsun, çevre korunsun, madenlerde o yörenin insanlarının çalıştırılsın buna hay hay... ancak bu sonucu çıkarmak çok zor.  Maden ve iş sahaları olmazsa  Dersimli göç eder, gidip Almanya, Amerika gibi el kapılarında maden ocaklarında çalışır.

 

Tanrılar artık kitap yazmıyor!

 

İkincisi : Ben o dağlarda büyüdüm, yaşlılarımız köylerinde maden çıksın diye dua ederlerdi. Halkın hissiyatı doğrudur, kulak vermek lazım. Halkın talebini dinlemelisiniz, kurgusal ideolojiler inşa etmek insanlığa sadece felaket getirmiştir...

Mesela bölgede taş ocağına dahi karşı bir algı var. Taş ocağı işletilecek diye insanlar toplanıp yürüdü, ancak şehrin kaldırım taşını belediye ta Çin’den ithal etti. Hz. Muhammed dönemini yaşamak isteyen İslamcıların reflekslerinden bu durumun farkı nedir? Birader bunu söyleyince bari tutarlı ol, kaldırım taşında değil toprak yolda yürü... dünya bir bütün olarak evimizdir taş ocağına karşıysak başkasının yurdunda taş ocağı açılsın, ben kullanayım olmaz. Madene karşı mısın, arabaya binme..., diş macunlarındaki flori dahi maden, kullanma derim. Komünizmi abarttığımız gibi çevreciliği de abartıyoruz. Çevrecilik doğa ile uyumlu hayat demektir, gözler maden firmalarının üzerinde olmalıdır, siyanür gibi zehirli maddeler, ne bileyim doğanın yapısının bozulmamasına dikkat gibi pek çok mesele var, ancak sizin bahsini ettiğiniz şeyin bu olmadığı fazlasıyla açık.

Fikirlerinizin ana unsuru bölgede fakirliği kalıcılaştıracağı gibi göçü devamlı hale getirmeye yol açıyor. Belki de ben okuduğumu anlamayan biriyim, olur insan hali...

 

Dersim’i Kültürel bir toplum değil de etnik bir kimlik olarak tanımlamanın sakıncaları üzerine!

 

Üçüncüsü: Bir tarafta Dersim kültürü ve değerleri demektesiniz ancak öte yanda,

Dersim’e “komşu halklar” (Maddi 5) belirlemesi yaparak yöreyi etnik kimlik olarak Türkiye ve Kürt elinden ayırmaktasınız. Kültürünün devamını sağlamak değil, etnik ayrımdan bahsediyorum...

 Dersim’i etnik olarak tanımlamak Alevilik felsefesinin yetmiş iki millet birdir gibi, milliyetçilikle arasına mesafe koyan en insani normu ortadan kaldırır. Sadece bu mu, “komşu halkların demokratik kurumları ile ilişki kuracağız” (Madde 5) diye de özel bir vurgu yapıyorsunuz. Yani açarsak, eski komünist partilerin başka ülkelerde yoldaş gördüğü kişilerle ilişkiler geliştiririz belirlemesine benzetebiliriz bu durumu.  Hiç olur mu? MHP Dersim’de miting yapamaz mı? Yapar, devrimci gruplar protesto eder, polis de miting alanını korur. Mitin yapmak bir hak olduğu gibi protesto da bir haktır. Partiler bir ülkenin kamu kurumudur, faaliyetlerini özgürce yapma haklarına sahiptirler. Mesela HDP Samsun’da miting yapma hakkına sahiptir ve devletin kolluk kuvveti mitingin güvenliğini almakla yükümlüdür. Sorarım size, HDP Samsun’da miting yapma hakkına sahip de Dersim’de neden MHP miting yapmasın? Dersim Kongresinin derdi eğer barışçıl bir Dersim yaratmaksa söylemlerinde gençleri geren değil, insanlara hoş görüyü salık veren olmalıdır. MHP gibi totaliter partilerin söylemlerine karşı cümleyi aydınlar, siyasi partiler kurmalıdır. Fikir özgürlüğü olursa halk doğru olanı seçer...

Oysa sizin  maşallahınız var, program  taslağınız benzine ateşle gidiyor ve buna da “her türlü şiddetten arınmış Dersim,” diyor. Birader şiddetin felsefesi zaten bu. Şiddete baş vuranı sakinleştiren, diyaloga çağıran bir  Dersim olmalı. Dersim Kürtlerle Türkler arasında bir köprü olabilir, işin özü Alevilik, inanç ve milli kimlikler arasında böylesine bir geçiş genliğe sahiptir.  Onları bir arada tutan tutkal Türk, Kürt, Zaza olmaları değil doğa dinlerini yansıtan bir inanç topluluğu. Bu nedenle çok dilli tek ruhlu olmayı tercih etmişlerdir... Hıristiyanlıktan, İslam ve Yahudilikten izler bulmak mümkündür. Türklükten, Kürtlükten, Zaza ve Ermenilikten izler olduğu da gayet açık...

 

Bir Arap atasözü der ki, fikirlerimiz ayrı ayrı olabilir ama yurt bir tanedir

 

Sadece bu mu? Dahası var, mesela şöyle denmektedir, Dersim Kogresi, ...Dersim’e yönelen her tehdit ve saldırıya karşı Dersim toplumunun nefsi müdafa hakkını kullanmasını meşru görür.” (Madde 7)  Şunu açıkça ifade edin, silahınızı kime çekeceksiniz? Bari düşmanı tarif edin de gençler eğitimlere başlasın derim... Bu sözün bittiği yerdir ve  böylesi bildirgeler toplumlara bir gelecek değil olsa olsa bela hazırlarlar.  Bizi Allaha bağışlayın, uyurken ulusçu hırsızlar aklınızı mı çaldı? Yoksa bu Dersimli nasıl olsa eline kolay silah alıyor, onların acılarından bahseder kırmayı ellerine verir cepheye mi yollarız demektesiniz...  Biliyorum, sahiden de öyle insanlar değilsiniz, acılar çekmişsiniz, yurdunuzu silahsızlandırmak istiyorsunuz ama diliniz zehirli. Belki de fukaralığımız buradan geliyor, bizler dünyayı 1970’lerde Milli Demokratik Devrimin silahlı gençleri ile tanıdık. Güzel, hoş insanlardı, hani devrimleri de Dersimle sınırlı değildi, ama onlara en çok biz ağladık ve biz onlara onlar bizlere sığındı. Hani Afrikalılar der ya, ‘bu batılılar, bizlere dinlerini getirdi zenginliğimizi alıp gitti,’ diye. Sahiden de öyle, 68’in altın çocukları bize silahlarını getirdi, hoşgörüyü alıp gittiler..., Devrim olmadı ne yapsınlar, ama biz hala o durakta bekliyoruz. İnanın bana o otobüs gelmeyecek, belki yenisini yapacaklar ama siz madene karşısınız, devrimin yeni otobüsü yapılsa dahi size gelmeyecek onu yakarsınız!

Sahiden de şahsım adına memleketi izlerken, memleket üzerine kurulan cümleleri okurken  üzülüyor, ağlıyorum. Orta Doğu dışındaki dünya hayattan, aşktan, kitaplardan izledikleri iyi filmlerden konuşuyor, oysa iki Dersimli bir araya gelince örgüt anılarını anlatıyor. Mübarek bitmez askerlik anıları gibi.  Bir ülkede iç savaş olur, Suriye’deki gibi devlet ortadan kalkar Rojava, Afrin ve Suriye’nin diğer yerlerinde olduğu gibi halk nefsi müdafaa hakkını kullanır. Halk kendi kendini korur ki, o vakit Dersim, Diyarbakır, İzmir olmaz... o meşhur Arap atasözünün dediği gerçek ortaya çıkar, fikirlerimiz ayrı ayrı olabilir ama yurt bir tanedir. İç savaş ya da işgal olursa zavallı halk can havli yaşar, düşmanını dahi bilmez... tehlike nereden geliyor, kim dost kim düşman... Nefsi müdafaa hallerinde Kürt, Türk, Laz Çerkez olmaz, sen Müslümansın ben Aleveyim olmaz. Adı üzerinde iç savaş, işgal, ölüm...

Yok biz Dersim’i sömürge görüyoruz ondan böyle diyoruz, diyorsanız. Bu yanlış bir yol, siyasi örgüt kurarsınız, adınızı da açıkça bağımsızlık hareketi yaparsınız. Aksi durumda gizli bir emeliniz olduğu algısı ortaya çıkar. Dersimlilerin bir araya gelme, kültürlerini yaşatma arzusu kötüye kullanılmış olur.

Böyle emelleri olanlar iyi düşünsün, inanın bana memleketin tozunu dahi bulamayız. Devlet canavarına karşı insanımızı korumalıyız, kültürel ilişkiler, insanlarımız arasında dostluklar kurdurmalıyız...

Programınızın her satırında bir sorun var, çünkü mantık böyle kurulmuştur. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş ve yaka bir araya gelememiştir.

 

Zazaca mı yoksa Dersim Kürtçe’si mi zor durumda?

 

Ha Zazaca’ya pozitif ayrımcılık yapılmalıdır gibi bir maddeniz de var! Buna  dair de, bir iki şey ifade edip bu bahsi kapatayım...

Dersim Zazacasının, Sait Çiya, Mehmet Çetin, Kamer Söylemez, Berfin Jele, Sevim Aydın, İbrahim Beyaz, Akman Gedik, Doğan Munzuroğlu gibi pek çok iyi şairi var. Hele Cemal Taş gibi Zazaca’nın bir kültür dehası var ki, sesi,  nüktesi  Zazaca romanlarında kullandığı halk dili enfestir. Cengiz Aslan var, onda modern romanın izlerini görmek mümkündür.

Hele Dersim Zazacasında müzik yapan sanatçılarımız dünya çapında, Türkiye ortalamasının üstünde müzik üretmektedirler. Metin Kemal Kahraman kardeşler ta 1990’lı yıllarda  o şiddet ortamında Dersim müziğinde muazzam bir devrime öncülük ettiler. Mikal Aslan, Ahmet Aslan, Erdoğan Emir, Hüseyin Güneş ve daha niceleri çıktı. Yaptıkları müzikle topluma dillerini sevdirmekle kalmadılar, bu dili dünyaya sevdirdiler...

İyi der Kürtçenin Dersim lehçesine ne oldu dersiniz?  Dünyanın en popüler, en büyük silahlı hareketi olan Kürt silahlı  hareketinin çekim alanına girdi. Dersim Kürtçesinin anlatı geleneği, masal kurgusu, müziği yok oldu. O sözlü kültürde Dersim aidat kimliğinin çok önemli normları vardı. Güçlü bir tarih aktarımı da... Ben Here Were (Dersim Kürtçesi) ve Be-So (Dersim Zazacası) konuşulan bir evde büyüdüm. Babaannem ise Ermenice konuşurdu ve annem Babaannemden kalma iki, yüz üç yüz kelime Ermeniceyi hala bilir. Daha çok küfürler filan ama eğlenceli... Bir masal dehası olan babam o masalların Here Were versiyonlarını anlatırken, hep üzülürdü, derdi siz bunu bir de Here-Were dilinde dinleseniz. Daha zengindi. Bu gayet normal, çünkü Dersim Kürtçesi, Osmanlı döneminde bir nüfuz alanı olan Kürdistan ile bağ kurabiliyordu, oradan aldıklarını Dersim’e taşıyorlardı ve Zazaca Türkmen Aleviliği üzerinden Türkçe’den öğrenirken Kızılbaş Kürtçe konuşan Aleviler üzerinden de Kürt diyarından  alıyordu. Dersim’in Türkmen Alevilerinden aldığı ve ortak ürettiği Alevi müzik geleneği hala capcanlı. Pir Sultan, Karacaoğlan, Aşık Veysel’i ortak söylemiş ve hala söylüyor. Dersim Kürtçesi yazılı sürece geçemedi, okur yazar olanları Kürt Siyasi hareketinin içinde uluslaştı ve kültür devamlılığını sağlayamadı. Çünkü ulus doğası gereği yerele tahammül etmez.  Zaten bu Kongrenizin Bileşenlerinde de görülüyor. Alevi Kürtçesi konuşan yok gibi, Avrupa Dersim Federasyonunda ve keza gene yapılan Sözlü Tarip Projesi tutanaklarında da bu görülür. Bu elmanın yarısı Kürtçe ve Türkçe konuşmuştur. Kurduğunuz cümle bu çok dilliliği dikkate almalı, pozitif ayrımcılık değil, eşitliği dile getirmelidir. Dersim Kürtçesinin kültürel mirasına sahip çıkmalıdır.

 

Sömürgecilik Tanımını bırakın ekonomistler konuşsun...

 

Ötesini yazmama gerek yok... hiç birbirimizi yormayalım. Sömürgecilik Dersim için abartılı olur... Dersim’in kültürel bir sorunu var, bu kültürel sorun Türkiye’nin tamamında gözükmektedir. Türkiye’nin batısı doğusunu, doğusu batısını bilmiyordu, ideolojik olan devlet, kültürel bir ülke inşa etmek yerine, ulus eksenli örgütlendi, kültürleri, farklı inançları yok saydı. Çünkü dünya totaliter rejimler çağına geçmişti. Okulda öğretmenin dediği ile sınırlıydı bilgi, iletişim araçları devletlerin tekelindeydi...

Oysa bugün Çin diyarı bir tık ötemizdedir... Aşağıda vereceğim Dünyaya dağılmış Dersimliler çizelgesinde de göreceksiniz değil Türkiye dünya evimiz... kendimizi insana anlatıyoruz, devletlere değil... Dersimliler, İzmir meydanında yeni yıl, Gağan çadırı kurmalı, Türkiye’de bakın böyle bir kültür de var, yeni yıl bayramları var, Hızır gibi sevgiyi anlatan günleri var... Dersim Kongresi bağımsızlık bildirgesi yayınlamak yerine, Kültürünü yaşatmak için akıl yürütse, insanlar  birbiri ile kaynaşır. Gençler bu festivallerde tanışır, güzel aşk öyküleri, kültürün devamı için, bu kültürün yeni çocukları doğar...

Bu nasıl mı olur?

Üçüncü yazıda kısa ve öz üzerinde tartışacağımız bir program taslağı yayınlayacağım... Sizler güzel insanlarsınız, pek çoğunuz devrimci savaşlar vermişsiniz, acılar çekmişsiniz. Devrimci yolla Dersim’i inşa etmek istiyorsunuz, ama ben Dersim’de yeterince devrimci örgütün var olduğuna inanıyorum, hatta dozu aşırı bir devrimciliktir bu...  Böyle bir sevdanız varsa o gruplara katılın, yanlışları varsa düzeltmeye çalışın. Ancak Dersim için adım atmak istiyorsanız çatışan değil barışan, itham eden değil anlatan, anlayan bir yolu tercih edin derim. Haddime değil sizi yargılamak, ama olur da diğer Dersim örgütleri gibi  bir gün bu da olmadı diyeniniz olursa, benim bu naçizane fikirlerimi görmüş olsun isterim...

 

Üçüncü yazının konusu

 

Nasıl bir Dersim?

Dersimliler Kürtlerle mi kaderini birleştirmeli, yoksa Türklerle mi? Yoksa başka bir yol var mı?

Ben var diyorum... Dersim ruhuna uyan, onu en mağdurun yanında kendini ifade etmesini sağlayacak, ta New York’taki, Berlin’deki  Dersimliyi başı dik, işte gazetelerde İstanbul, İzmir’de haberini okuduğunuz o insanlar var ya, işte o biziz diyecek bir yol var...

Dersim’e etnik bir tanıma giderseniz o topraklar tarumar olur. Orası dilsel ve etnik olarak hem Türk, hem Kürt, hem Zaza ve az biraz da Ermenidir... Ama çok dilli tek ruhludur. Etnik kimliği dışlamıştır o dağlar, su kaynaklarını, dağ mabetlerini gök kubbelerini birleştiren çatı kabul etmişlerdir. Onu bozmayalım, dünya milliyetçilik ve din batağında, bırakın orası da çorbası olsun bu alemi deryanın...

 

 

Türkiye ve Dünyaya yayılmış Dersimlilerin toplam nüfusu:

 

Toplam yerli nüfusunun 60.486’sı yerli olmak üzere, 86.076’dır.

Türkiye genelinde 454 bin 662.

Yurtdışı: 470 bin 68.

Toplam: 924 bin 730 Dersimli dünyada yaşamaktadırlar...

 

Bazı illere göre Dersim nüfusunun dağılımı:

Tabela l.

Türkiye

İstanbul

93.316(2015)

85.159(2017)

Göç: 8.157 AB ve Ege

 

 

İzmir

21.216

 

 

 

 

Elazığ

21.510

 

 

 

 

Ankara

10.324

 

 

 

 

Mersin

5.885

 

 

 

 

Aydın

4.668

 

 

 

 

Adana

1.795

 

 

 

 

Antalya

4.460

 

 

 

 

Bursa

7.829*

 

 

 

 

Kocaeli

4.428*

 

 

 

 

Eskişehir

730*

 

 

 

 

Manisa

1.590

 

 

 

 

Erzincan

3.620

 

 

 

 

Balıkesir

1.254

 

 

 

 

Muğla

1.235

 

 

 

 

Malatya

1.204

 

 

 

 

Trabzon

87

 

 

 

 

Van

230

 

 

 

 

Zonguldak

412

 

 

 

 

Edirne

290

 

 

 

 

Diyarbakır

907

 

 

 

 

Şırnak

113

 

 

 

 

Sivas

257

 

 

 

 

Tekirdağ

2.159

 

 

 

 

Hatay

1.276

 

 

 

 

Yalova

498

 

 

 

 

Konya

416

 

 

 

 

Urfa

218

 

 

 

 

Sakarya

286

 

 

 

 

Osmaniye

136

 

 

 

 

Niğde

91

 

 

 

 

Muş

110

 

 

 

 

Kütahya

136

 

 

 

 

Afyon

88

 

 

 

 

Bilecik

332

 

 

 

 

Bingöl

247

 

 

 

 

Bolu

137

 

 

 

 

Burdur

59

 

 

 

 

Çanakkale

496

 

 

 

 

Gaziantep

470

 

 

 

 

Karabük

101

 

 

 

 

Kayseri

555

 

 

 

 

Uşak

139

 

 

 

 

Kırklareli

267

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Toplam:

195.388

 

 

 

 

 

Yurtdışında Yaşayan Dersimlilerin ülkelere göre dağılımı

Yurtdışında yaşayan toplam Türkiyeli sayısı, 9 milyon 217 bin 34 kişidir.

Türkiye’den göç eden her yüz kişiden 5.1 Dersimli gözükmektedir. Bunun toplam rakamı: 470 bin 68 kişiye tekabül etmektedir.

 

Tabela ll. Dünyada Dağılmış Dersimliler

 

Almanya

211.387 kişi

 

 

 

Avusturya

34.314

 

 

 

Fransa

43.682

 

 

 

İsviçre

17.801

 

 

 

Yunanistan

9.213

 

 

 

ABD

19.446

 

 

 

Kanada

7.821

 

 

 

Güney Afrika

5.600

 

 

 

Sudi Arabistan

1.840

 

 

 

Rusya

4.156

 

 

 

Kazakistan

234

 

 

 

İsveç

13.291

 

 

 

Danimarka

12.870

 

 

 

Hollanda

21.943

 

 

 

Ve Diğerleri

66.470

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Toplam:

470.068

 

 

 

 

Not: Bu tabelada çifte vatandaşlar gözükmektedir, ancak gittiği ülkenin vatandaşlığına geçmiş olanlar gözükmemektedir. Türkiye Dış İşleri Bakanlığı bu veriyi kapalı hale getirmiştir.  

 

Tabela lll

 

Çatışmalarda ölen Dersimli sayısı

1976-2015 yıllarını kapsamaktadır.

 

Devlet Tarafından yargısız İnfaz sağ yakalıp öldürülmüş militan. 

Köylü ve sivil:

227

 

87 

Silahlı Örgütler Tarafından öldürülen sivil sayısı

742 + 2 Erkan Doğan ve Rıza Yörük: 744

Çatışmalarda öldürülen Kütük Tunceli, Türkiye geneli

17.873

İdam edilen siyasi sayısı:

3 (Kütük Dersimli)

Açlık Grevi: Tam sayı bilinmemektedir

İşkencede hayatın kaybeden Dersimli sayısı: 89

Hapishanelerde yatan Dersimli sayısı: Bilinmiyor

Aranan Dersimli Sayısı:  Bilinmiyor

 

Toplam:                            19.023  kişi.

İHD ve Devletin verileri karşılaştırılarak çıkarılmıştır. 

bahse konu olan Dersim Kongresi linki: www.dersimmeclisi.com

İletişim: karatas.h20@gmail.com

Etiketler:    

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş