Makaleler

Memleketim neler oluyor sana, neden kızgınsın?

 

 
Dersim'de bu yerel seçimde Alevi kimliği derin bir bunalım yaşıyor. Yaşananları belki görüyoruz, ancak hiç bir düşünür buna dair birşey söylemek istemiyor. Alacağı tepki ve Kürt sorunun hala en büyük yaralarımızın başında gelmesi bu sessizliğin en büyük nedeni. Ancak bir yarayı sararken sanki daha derin bir belayı örgütler gibiyiz! Kaygım taraflara bir çağrı, dinler dinlemezler! Ancka bu günler tarihe not düşülmeli derim.  
 
 
Memleketim neler oluyor sana neden kızgınsın? 
 
Uzun bir aradan sonra  Dersim merkezde yaşayan büyük kız kardeşimi aradım. Uzun uzun konuştum. Pek çok Dersimli gibi işsiz güçsüz, bazen merdiven temizlemeye gider, parasını ya alır ya almaz. İki çocuk okutur. Şaşarım nasıl geçinir diye. Son iki yıldır derdimizi açıklar gibi memesi  ağır aksak kanamaya başladı bu kadının! İçim ağlar ya, ama seçimleri sordum. Beni ilgilendiren yokluğun içinde yaşayanların bu umutsuz dünyaya bakışları, sahi bu dünyanın sahipsizleri hangi politik söylemde umut görüyor dersiniz?
 
Oyun kime dedim, sansürsüz konuştu: “... gibi birbirini yiyorlar” dedi. Meğer benim memlekette, kimsenin pek umurunda değil fukaralar. Evet, Türkiye rüşvet skandalıyla çalkalanıyor, bütün dünya şaşkın, izliyor. Ancak buna rağmen pek çok ilde adaylar projelerini söylüyor, illerini nasıl kalkındıracaklarını dile getiriyorlar, umut veriyorlar! Seçimler denen başka nedir ki, evet belki bir kanadırmaca ama umut gene de fakirin ekmeği.
İyi de Dersim neyi konuşuyor, kendisine zamansız dayatılan   Referandum, söylemini! İnsanlar gergin, toplumun en aklı başında gelen şairleri, ses sanatçıları, aydınları bu tehlikeli söylemin nelere yol açacağını düşünmeden bir futbol taraftarı gibi açıklamalar yapıyorlar.
İyi de bu söylemin bir aka planı var mıdır derseniz? Evet, ne yazık ki var, derim. Bundan bir yıl önce Katolik Kilisesinin davetlisi olarak katıldığım bir seminerde ilk rastladım bu tartışmaya.  
Konu Anadolu’daki Alevilerin geleceğiydi, dünyanın pek çok yerinden teolog ve İslam bilimcisi katılmıştı. Heidmühle diye bir dağ köyündeydi toplantı. Katılımcılar, eski Anadolu’nun pagan inançlarını ve Dersim dağlarında hala etkisi görülen eski ritüelleri, ta 5. Yüzyıldan beri süre gelen gezginlerin haritaları eşliğinde sundular. Üçüncü yani son gün, yirmi dakikalık sunum için İstanbul’dan gelen çevirmen hanım ve beni kürsüye davet ettiler. Sunum sonrası, yaklaşık bir saat gelen soruları cevapladım, bunlara değineceğim, ancak akşam, İslam öncesi Anadolu inançları üzerine çalışmış ve batı kiliselerine pek çok rapor hazırlamış Londra Üniversitesinden Prof. Dr. Ginriore Bollini ve Güney Afrika'dan  Teolog bir hanım Dr. Amy Strydom ile beraber yemeğe gittik. Seminerde sorulan soruların aynısı bu iki kişi tarafından yeniden soruldu.
"Sizce Kürdistan kurulsa Dersimli Aleviler nerede kalmak ister?" Bütün konular bunun etrafında dönüp durdu.
Uzun bir sohbet geçti aramızda. Bollini’ye göre batı Orta Doğu’yu artık bir dengeye oturtmak istiyor. 1. Dünya savaşında Kürtler denge gözetlenerek dört parçaya dağıtılmıştı. Irak’ta fiili bir durum ortaya çıktı Kürtlerin kopmasıyla bu denge bozuldu, diyor. 2024’e kadar bu sorun tamamen çözülecek, hayal edilen o.
Türkiye ile ilgili sorun Kürdistan’ın sınırı neresi olacak, meselesi. Yani bu ateş dinecek mi devam mı edecek diğer bir ifadeyle.  Aleviler nerede kalmak ister? Kürdistan sınırı Bingöl dağının ardından mı başlayacak yoksa Öcalan’ın son çağrısında ve Dersim’de süren bu seçim söyleminin arkasında yatan, bu sınır Malatya, Maraş, Adıyaman, Antep hattını içine alarak Suriye’ye mi inecek? (Tabii ben sınırı İstanbul’a atıyorum! Sosyolog Levent Demir’in benimle yaptığı ve yakında yayınlanacak olan söyleşi de meraklılar neden böyle dediğime bakabilir)
Bu seminerin ardından, sorulan soruları Dersim’in önde gelen bir kaç siyasetçisiyle paylaştım. Hissiyatına çok güvendiğim Şerafettin Halis, yönetmen Kazım ve Nezahat Gündoğan çiftine, Hüseyin Aygün’e, Yaşar Kaya ve Özgür Politika gazetesinden çok iyi bir gazeteci olan Baki Gül’e ve daha pek çok kişiyle paylaştım.
Benim cevabıma gelince. Seminerde ve akşam yemeğinde şunu dedim: “Size politik bir cevap vermek istemiyorum. Politikacılar ve ideolojilerin umurunda değildir halklar. Bana sorarsanız Kürtler ve Türkler arasında dağlık bir bölgede yaşayan, gelenek ve görenekleriyle ne Kürtlere ve ne de Türklere benzeyen, ancak aynı zamanda iki kültürden izler taşıyan Aleviler, olası bir Kürdistan’ın içinde bırakılması durumunda yirmi yıl içinde batıya göç ederler, dedim.
Seminerde Bollini, ayağa kalktı ve ben demiştim dedi.
Neden, dediler?
Bilmiyorum, dedim. Belki yanılıyorum ancak gördüğüm kadarıyla Öcalan, Mustafa Kemal ile karşılaştırılmayacak kadar laiklikten anlayan bir lider. Dine bakış açısı Mustafa Kemal formelinde görüldüğü  şekliyle Fransız jakobenliğine dayanmaz, sosyalist normludur, hatta din ve devlet ilişkisinde Türkiye’deki pek çok sosyalist gruptan daha ileridir. Kafa yormuştur.
Ancak buna rağmen geniş Alevi kitlesi Öcalan’ın dine dair söylediği olumlu şeyleri duymadı. Bunu, Öcalan ve Kürt siyasetinin dayandığı aydınlanma damarının batı değerlerine dayanmamasına bağlıyorum, dedim.
Kürt siyaseti Orta Doğu’ya dönük, ne söylerse söylesin bu Alevileri fena korkutmaktadır, dedim.  
Tabii bu benim yanılgım da olabilir, ancak benim anladığım Alevilerin batıdan kopmak istememeleridir. Ve şöyle ifade ettim fikirlerimi: normalde alternatif bir siyasi irade belirdiğinde kararsız olan orta sınıflar (Marksist terminolojide Milli Burjuvazinin sağ ve sol kesimi, yöneticiler, küçük işletme sahipleri vs.) hızla oraya yönelirler. Ancak Dersimli ve Alevi toplumu 1990’ların ilk yarısına kadar bu harekete yoğun destek verirken, PKK’nin aşama aşama Kürt illerinde iktidar olmasıyla bu hareketten hızla kopma sürecine girdi ve tersi bir refleks gösteriyor.
Bu gerginliğin sebebi Kürtler değil, Alevilerin Orta Doğu yani İslam korkusu, dedim. Olası bir Kürdistan’la beraber Aleviler İstanbul ve batı kentlerinden koparılacak ve Süleymaniye Erbil’in ruh halinin tesiri altına gireceğini düşünüyor. Bu onlara tarihsel travmasını hatırlatıyor. Bunun manası modern Kürt hareketinin ötesinde, tarihidir, dedim.
Alevilerin arkaik algısında orası İslam coğrafyası. Kürt hareketi de batılı söylem yerine sürekli Orta Doğu’ya dönek söylemi öne çıkardı.
CHP tercihine dair cevabım da bu yönlü oldu. Bunu Kemalizm ve 1930’ların CHP’si ile açıklarsak her şey karışıyor, dedim. Batı normlarından uzak olduğu halde, CHP’ye batılı parti gözüyle bakıyorlar. Onlar için bu partinin bugünü beklentilerinden uzak olabilir, dünü kötü olabilir ama onları Batılılaştıracağına inanıyorlar. İslami Muhafazakarlığa karşı batılı değerlerin ‘temsilcisi’ görüyorlar hala.
Kürt aydınlanmasının hatalarına filan da değindim. Seçim süreci olduğu için bunlara girmeyeyim. Ancak orada kaynakları ile verdiğim dört yazarı buraya aktarayım. İsmail Beşikçi’nin üç makalesinden alıntı yaptım. Onun Alevilik ve Kemalizm teorilerinin nasıl algılandığını...
Abdullah Öcalan’ın 1989’da yaptığı Dersim Kişilik çözümlemesini (Dersim’de Kemal isimlerinin kökenini sorguluyordu Öcalan. Ki, bugün bu “katillerine aşıklar” tespiti esas olarak Öcalan’ın o çözümlemesine dayanır.)
Prof. Dr. Ahmet Özer’in Berlin Dersim Konferansında (Kürt hareketi düzenlemişti) “Dersim’de Kemal isimleri Kemalizm’in en açık etkisidir,” söylemini. Ve son olarak da, bir dönem Kürdistan Yazarlar Sendikası Başkanlığı da yapan, ömrünü sürgünde geçirmiş Dersimli yazar Haydar Işık’ın gene bu Kemal isimlerini Mustafa Kemal’e bağlamasını örnek verdim. Bu ve benzeri cehl’den fikirlerin Alevileri adım adım Kürt hareketinden uzaklaştırdı, dedim.
Dersim merkezden Ovacık’a doğru yola çıkarsanız Vank köprüsünü geçtikten sonra sağ tarafınıza düşen dağ silsilesi toptan Seyit Kemal köyleridir. Seyit Kemal ocağı 1500 yıllık bir Dersim aşiretidir. Alevilikte Kemal’e ermek diye bir değim de vardır. 1921’e kadar Dersim’in etrafındaki idari mahkemelerde yargılanan Dersimlilerin geleneksel isimlerinden örnekler de verdim. Sa Bıra, Sa Heyder, Sey Rıza, Sey Hıdır, Sey Kemal, Bokır... tabii bu isimler özellikle 1847 Erzurum Sancağındaki Kızılbaş yargılamasında görülür. 171 kişilik listede Kadı isimlerini tek tek yazar, bilmem kimin oğlu Sa Musa, bilmem ne diye gider. Bu listede iki Kemal ismi görülür dört kişi de Seyit Kemal uşağından Musa, Bıra, Kup.. diye sıralanmış.  
Dersim’in isim bilimini çıkarmak isteyenler tapu dairelerine ve eski mahkeme tutanaklarına baksınlar. Tapu ve idari mahkemelerdeki (Kiğı, Dep –Karakoçan, Zara, İliç ve Hozat) isimlerin nasıl bir seyir izlediği görülür. Daha yakın bir tarih olduğu için 1972 öncesi Dersim’de Ulaş, Savaş, Devrim, Eylem, Barış isimlerine denk gelemezsiniz. İlk 1971 yılında Hozat’ta Mahir ismi görülür. 1995 yılında Mazgirt kazasında Agit ismi ilk defa kayda girmiş. Newroz, Serhat gibi Kürdi isimler de gözükmez 1990’lı yıllara gelindiğinde yaygınlaşır.
Katolik Kilisesinin Alevilik seminerine dönersem.
Öcalan’ın son açıklaması ve Dersim’deki sürdürülen referandum söylemi bunun için önemlidir. Öcalan, Malatya, Adıyaman, Maraş ve Antep’e önem verilmesini istiyor.  Bu illerin hiç birinde PKK ve BDP güçlü değil, Alevi nüfusun olduğu yerler, Kürtlerle Türkleri buluşturan kültürel köprüler. Görülen o ki, çatışma ve kutuplaşma ileriki yıllarda bu yerlerde yoğunlaşacak.
Dersim’de bu yerel seçimde kullanılan dil, o geleceği işaret ediyor.
Katolik Kilisesinin sorularının aynısı, anladığım kadarıyla ya Öcalan’ın politik öngörüsü, ya da doğrudan edindiği bilgi  bu karma coğrafya üzerinde Özerk Kürdistan’ın sınırlarının tartışıldığını gündeme sokmuş görünüyor.
Öcalan eskiden Dersim’i alırsak Kürdistan kurulmuştur diyordu, ancak söylem ve önem daha da batıya doğru kaydığına göre, Dersim bir ada şeklinde bu ateşin içinde kalıyor. Bu yanıyla, belki de bu iyi günleri bu şehrin.
Dersim’de sürdürülen referandum eksenli ve halkla Kürt hareketini karşı karşıya getiren siyasi söylem haklı mıdır, haksız mıdır bilemem, ama son derece tehlikeli?
Bu Alevileri Türklük ekolüne yaklaştıracağı gibi, Alevilik sorununu hiç de hak etmediği halde, Müslüman Kürtlerin kucağında kalabilir.   
Neden derseniz, yüz yıllardır batıya doğru göç eden Dersimlileri ve Alevilerin yönünü doğuya çevirmek belalı bir iştir de ondan.
Burası Kürdistan sınırıdır dendiği anda ve iradi bir müdahalenin neticesinde, PKK ve Kürt siyaseti beklenmedik bir tepkiyle karşılaşabilir. (bugün izleri vardır) Ve en fenası, bu durum Kürt hareketini jakobenleştirerek, tek tipleştirir.
Halkların doğal gelişim seyirleri vardır, o kanalı değiştirmek hep bela getirmiştir. Siyaset kendini oraya uyarlarsa daha verimli olur, daha insani bir gelecek kurar fikrindeyim.
Bu seçim Kürt illeri açısından bir referandum olabilir,  hatta gecikmiş bir referandum da denebilir. Ancak Alevileri bu tercihin içine almak, ortaya çıkmış bu Kürt birliğini bozar, zarar verir.
Bu benim yanılgım da olabilir, belki hatalı düşünüyorum, ancak Türkiye’de siyasetle uğraşanların bunu düşünmesinde fayda var.
Dersim’in üzerinde kara bir bulut dönüyor.
Dersim batı Türkiye ile mi hareket edecek, yoksa binlerce çocuğunu dağlarında kaybettiği Kürt coğrafyasıyla mı?
Dersim hızlı bir şekilde el değiştirebilir...
 
Anladığım kadarıyla şehrinizi nasıl modern bir kent haline getiririm diyen adayınız yok. Öyleyse iki ideolojiden birini seçin. Ben neden size şu adayı bu adayı destekleyin diyeyim?
Durum bu, Kürdistan ile Türkistan arasında yüz yıllarınız geçip gidecek! Dersim gibi Dünyanın pek çok tampon bölgesi bu modelde. Durumları da ortada.

 

(Gerisini merak edenler Sosyolog Levent Demir’le söyleşimi okuyabilirler. Kılıçdaroğlu, Hüseyin Aygün’ün durumunu orada değerlendiriyorum. Referandumlar da iyidir, toplumlara zihinsel sıçratma yaratabilir, ancak bu öfkeli ses tonunun kendisi sorunlu. Başta onu düzeltmek lazım!)
Etiketler:  

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş