Makaleler

Seyit Soydan Öyküleri Üzerine Kısa Notlar

Seyit Soydan Öyküleri Üzerine

       Can sıkıntısı işte, baktım el alem futbol izliyor, Zürich sokakları kaynıyor. Bir  neşe gelmesin, kadınlar rengarenk giyiniyor, erkekler başlarını daha bir kaldırarak yürüyorlar. 
  Küçük bir sokak cafesinde başladım Seyit Soydan'a, ona dair okuduğum ilk kitap bu. Sağda solda kimi yazılarını da okumuştum, sağ olsun bir kaç kez de hal hatır sormuşluğu var.
  Soydan sandığınızdan daha büyük bir edebiyatçı, ama sesi çıkmayanların hikayelerini yazıyor. Yaşanmışlığın kurgusal anlatısı, basit sırdan, ama içten.     Bir bakıyorsunuz çocuksunuz, babanız elinize iki üç kuruş sıkıştırmış bakkalın yolunu tutmuşsunuz. Bir bakıyorsunuz, kenar mahallerin birinde sohbete tutuşmuşsunuz sokağı bekleyen ayakkabı boyacısıyla... 
   Sesi çıkmayanlar dediğim işçiler, bu kenar mahalle sakinleri, evsizler ve iş için göç eden Anadolumuz... Ama sesi çıkmayanlar haliyle okumaya da pek meraklı olmuyorlar. Hal böyle olunca yazılanlar onlara değil, daha aydın bir sınıfa yazılıyor. Zaten bir yüzyıldır da bu böyle. 
Tabii Seyit Soydan'ın hayatı bu. Dünyayı hiç duymak istemeyen, olup bitenler karşısında kılını kıpırdamayan, benim 'İşçi Sınıfı doğası gereği ilericiliği değil, ırkçılık ve muhafazakarlık üretir," dediğim dünyamızın en belalı yığınları arasında geçmiş hayatı. 
Baba işçi, anne işçi. Ki, zaten Hızır öyküsü okurken birden kendinizi bir ekmek kavgası içinde buluyorsunuz. Anne baba pılını pıltısını toplar fabrika önüne kurulan direniş çadırına gider. İş biter, işsizlik başlar ama Soydan'ın hayatından direniş bitmez. Onların kılı kıpırdasın, uyansınlar diye sendikalarda ter döker. Kürde de el atmak lazım demiş, 'Newroz'dan' Özgür Gündem'e, 'Savaşa Karışı Barış' dergi ve gazetelerine kadar pek çok yerde yazılar yazmış. 
Davalar açılmış, cezalar almış. 
Dedim ya hayatı bu. 
Yılmamış ve başlamış bu hayata dair küçük hikayeler yazmaya, ama bir farkla, aşkı da yazmış, gözyaşını da. Sloganı arka plana atmış insanı kıble yapmış. Olmamış pir yoluna turab olmuş, deyim yerindeyse sırr-ı hikmeti aramış.  
"Bir çemberin içinde boğuluyorum. Ne olur kurtar beni... " diye yalvarıyor, aslında bir aşk çıkmazı bu ama bu çember nasıl kalkar, dersiniz? Anadolu Alevilerinde düşkün ilan edileni pir gelir evin etrafına çember çizer. İçeri giren günahkar olur, çemberin içindeki dışarı çıksa afaroz olur, çıkamaz. Ta ki pir gelip seni azat edinceye kadar. 
Seyit Soydan, içine düştüğü çemberden "kurtulabilecek miyim?, diye soruyorum, diyor.
"Neden?'
"Yezidi çemberinden..." 
"çemberi kim çizdiyse o kaldırır, biliyor musun?'
..." 
Seyit Soydan'ın 'umut güzeldir" kitabını kapattım, akşam karanlığı çökmüş Zürih'e, nedense aklıma eski bir deyiş takıldı, "dünyanın üzerinde kurul düzen... bu düzeni kim kurmuş bizlerde bilek, ali yar ali yar..." 
Bir ıslık çaldım, bir mırıldandım. Bitti yeniden, hay allah neden bu ömrü hayatımda bir şarkının sözlerini baştan sona bilmem diye hayıflandım... 

Etiketler:       

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş