Basından

PAKİZE BARIŞTA GECE KELEBEĞİ ÜZERİNE YAZDI – K Dergisi

Haydar Karataş, büyük bir öfkenin öfkesizce yazılmış romanında, sistemin erkinin, üstünü örtüp gizlemeye ve unutturmaya çalıştığı bir acı gerçeği acı bir reçete gibi önümüze koyuyor, hem de en insani boyutuyla.

Haydar Karataş, büyük bir öfkenin öfkesizce yazılmış romanında, sistemin erkinin, üstünü örtüp gizlemeye ve unutturmaya çalıştığı bir acı gerçeği acı bir reçete gibi önümüze koyuyor, hem de en insani boyutuyla.
Edebiyat, hakkın, haklılığın vicdanıdır. Gizlenen tarihin, unutturulmaya çalışılan hayatların kapısını açar.
Edebiyat, mazlumun vicdanıdır! Mazlumun hakkını aheste aheste gerçeğin yüzeyine çıkarır.
Edebiyat, her türlü otoritenin dayattığı ezberi bozar aynı zamanda; öğretilenlere karşı çıkarak hayatın yanında durur.
Otoritenin vicdanı yaralı ve kusurlu bir vicdandır çünkü!Edebiyat, tuhaf bir biçimde gelecekle geçmişin yerini değiştirir; insanı geleceğe, geçmişin gerçekliğinin duygusu taşıyacaktır zira.
Yazarın ana referansının duygusu, geçmişin aydınlığa çıkarılmasında yoğunlaşmıştır her zaman; bu kimi zaman açık, kimi zaman da satırlar arası, hatta gizli bir duygu kaynağıdır.Edebiyat, düzeni bozar!
Haydar Karataş’ın Gece Kelebeği Perperık-a Söe, büyük bir öfkenin öfkesizce yazılmış romanı. Yazar, bu coğrafyanın en büyük haksızlıklarından ve mezalimlerinden birini yazıya getirirken; katliamlar tarihinde yer alabilecek bir olayı her şeye rağmen nefretduygusundan uzak ki, yazar oralı bir dostluk ve kardeşlik edasıyla aktarıyor bize.
Gece Kelebeği, destansı bir belgesel roman gibi 1938 Dersim katliamının saza ve söze bile sığmayacak acısını edebileştiriyor.. ve insanın ne yazık ki diyesi geliyor; keşke bütün bunlar yaşanmasaydı da yazılmasaydı!Dersim 1938 i, Dersimli genç bir yazarın kaleminden okumak, bu tarihle ve bu tarihin ölümüyle okurun kendi zihinsel ezberini bozması hem daha inandırıcı hem de daha acılı oluyor.
38'de ölüm, Dersim’de resmileşmiş ve normalleşmiş adeta!Gece Kelebeği’nde, katliama, katliamın öncesi ve sonrasına, ortaya canlarını koyarak şahitlik eden bir anne ve kız çocuğunun hayatta kalmak adına trajik (hatta trajik ötesi) nefes kesen bir kaçış, bir serseri mayın gibi sağa sola savruluş hikayesi aktarılıyor.
Haydar Karataş, sistemin erkinin, üstünü örtüp gizlemeye ve unutturmaya çalıştığı bu acı gerçeği acı bir reçete gibi önümüze koyuyor, hem de en insani boyutuyla: “Dervişler’de Melekcandarmadan kaçarken, korkudan memeleri kurumuş, Melek’in memeleri kuru bir taşa dönmüş. Bakmış çocuk durmuyor, böyle aynı benim gibi başparmağını bebenin ağzına koymuş. Çocuk emip emip ölmüş. Böyle aynı bu inek yavrusu gibi, Melek’in başparmağını emdikçe gözleri gülüyormuş, sanıyormuş ki karnına süt gidiyor. Umutsuz insan ağlarmış, ağlayan insanı susturmak için ona umut verecekmişsin.
Gece Kelebeği, bence bir ilk roman olarak, sanki bir son romanın olgunluğundaki ve edebî zenginliğindeki şaşırtıcı kıvama sahip; roman, tarih kavramının çok ötesine geçmiş bana göre. Tarihin yoğunluğu, romanda aktarılan Dersim katliamının duygu yoğunluğunun çok gerisindekalmış.
Gece Kelebeği’nde gerçekleri, tarih yazımı değil, duygu yazımı ortaya çıkarıyor.Haydar Karataş, yazılı Türkiye tarihinin en büyük ezberlerinden birini bozmuş bu romanında.Ortada bir savaş yokken, bir katliam var!
38 Dersim katliamı ve sürgünü.. bir annenin ve kızının kaçması, kaçarak saklanması, kaçarken açlığın gayri İnsani boyutlara ulaşması.. Gece Kelebeği, destansı ve trajik eşsiz bir kaçış anlatımı bence.
Dersim katliamının küçük kızı anlatıyor: “Bense hayallerin bittiği yerdeydim. Yeni bebeğim dahi hayallerimin değil, korkularımın dert ortağıydı benim için. Hem bir çocuk neyi hayal ederdi ki,oyuncak mı? Hayatımda hiç görmediğim oyuncakları nasıl hayal edecektim? Annemin yanında olmak yetiyordu bana.
Böyle o nereye gidiyorsa, yanı başında şalvarını tutup gezmek dışında bir şey istemiyordum.Ekmek hayali kurmayı da neredeyse unutmuştum. Oysa Ovacık’a, dayım Kahraman Salih Bey’in köyüne kaçarken karnım aç diye ne çok ağlamıştım. Ama insan alışıyordu, yokluğu kabullenmek ölümü kabullenmek gibi bir şeydi. Yokluğu artık kanıksamıştım. Karnım aç demenin hiçbir anlamı yoktu.”
Gece Kelebeği, her şeyden önce kadınların ve çocukların romanı; okunması kolay ama tahammül edilmesi çok zor bir kitap; anlatılanlar en ciğer delen cinsten çünkü.Hak duygusunun insanın suratına bir şamar gibi indirildiği bir yazı: “Bebek diye kucağıma aldığım küçük taşım düştü. Aldım. Koşup yeniden anneme yetiştim.”
Haydar Karataş, acının içinden geçerken, bu denli büyük bir acının içinden geçerken bile öfkelenmiyor: “Annem benim konuştuğumu biliyordu, Perhan’ın kızları da biliyordu. Ya da bugün ben öyle sanıyorum. Benim konuşmadığımı, babamın kesilmiş başını gördükten sonra bir daha konuşmadığımı söylüyorlardı. Ancak ben bunu hiç hatırlamıyorum.”
Yazar Haydar Karataş, bugün 37 yaşında. On bir yıla yakın bir zamanı -neredeyse ömrünün üçte birini- Türkiye nin çeşitli hapishanelerinde mahkûm olarak geçirmiş. Ve şimdi., bana göre dünya edebiyatını sarsacak düzeyde bir edebi eserin sahibi. Haydar Karataş şimdiden edebiyatın vicdanı olmuş bence; ilk romanında Kemal Burkay’ın ifadesiyle “Herkesin bildiği sır: Dersim” trajedisini, kendine özgü bir naiflik içerisinde çıkarmış ortaya.
Gece Kelebeği’nin mutlaka okunması ve saklanması gerektiğini düşünüyorum; daha şimdiden klasikleşmiş bir roman çünkü bana göre.
* Bu yazı K Dergisinde yayınlanmıştır.

http://www.dersimnews.com/Kultur–Sanat/1040-Pakize-Barista-gece-Kelebegi-Uzerine-Yazdi.html

Etiketler:        

ayirac

Copyright © 2012 www.haydarkaratas.com            Created and Designed by Ulaş Karataş