Yazar: • 17:12• Basından

Onun roman kahramanları kimi zaman gelecekte, kimi zaman geçmiştedir

Haydar Karataş, Dersim üçlemesinin ilk kitabı ‘Gece Kelebeği, Perperik a Söe’de Dersim’i, 1938’i yaşamış annesinin gözünden anlatmıştı. İstemişti ki annesi ölmeden önce kitabın basıldığını görebilsin…  Dersim olaylarının anlatıldığı serinin ikinci kitabı ’On İki Dağın Sırrı, Bir Göz Ağlarken…’  geçen günlerde yayımlandı. 

Yazarın en önemli özelliği, karakterlerinin hiç birini ötekileştirmeden hikayesini anlatması. Doğup büyüdüğü toprakların acılarını anlatırken ne ‘öfke’ , ne de ‘öteki’ görebilirsiniz Karataş’ın kitaplarında. “Şu yeryüzünde en çok, elini eteğini bu dünyadan çekmiş insandan korkacaksın. En çok, kendine bir dünya kuran, kurduğu dünyanın içinde oturan adamdan korkacaksın. Biri kaldırıp alsa onu içinde oturduğu bu dünyadan, işte o zaman taş taş üstünde kalmaz.”  diyen yazar öfkesini şöyle dizginler: “…Öfke ancak dindiğinde görür, düştüğü yerde hayatın bittiğini, öfke dinmeli ki, insan yeniden merhamet toprağına kavuşmalı.” (s.80)

Karakterleri, kendi kendileriyle konuşur gibi döker içindekileri, kimi zaman gelecekte, kimi zaman geçmişte yaşarsınız siz de onlarla. Kitap, doğanın diliyle konuşur bizimle. Bu kadar doğayla hemhal olmuş bir Yaşar Kemal’i bilirsiniz oysa. Doğayla insan arasındaki ilişkinin kusursuz anlatımı müthiş bir gözlem ve dil gerektirir. ‘On İki Dağın Sırrı’nda bu uyuma tanık olursunuz.  Dersim milleti derler, onları daha yakından tanırız; arişet kavgalarını, şıhları, rayberleri, kızkardeşi Ane Hatun’un dizine başını koyan Cem Şah’ı, kendini diri diri mağaraya kapatan, öfkesi inadına denk ermeni keşişi Keyork’u, yılanın kusmuğundan medet uman kadınları, kutsal taşları, ağaçları, armutları… İhanetleri. Garabet’le Sebır arasındaki o derin muhabbeti, Ermeni göçlerini, oraya yerleşen muhacirleri, artık ‘cem’ tutmanın yasak edildiği Kızılbaş aşiretlerini, doğanın ona verdiği anlatım gücüyle anlatır yazar.

“İki arkadaş ne yaptıysa eski dostlukların kapısını aralayamadı. Sanki Sıncık Dağı’nın soğuk karı kopup aralarında bir duvar örmüştü. (s.113) Umarız, Sıncık Dağı’nın karı o duvarları örmez ve ‘On İki Dağın Sırrı’ insanın yüreğine giden tüm kapıları aralar…

On İki Dağın Sırrı

Bir Göz Ağlarken…

Yazar: Haydar Karataş

 İletişim Yay., 295 s.

Visited 7 times, 1 visit(s) today
↑
Close